09 Aralık 2009 Çarşamba

Harami




Harami

Nereye elimi atsam
dökülüyor
nereyi çeksem sökülüyor
ilmik ilmik dokuduklarım
nereye çevirsem yüzümü
kapanıyor han kapıları
gelişlerim yıpranıyor
gidişlerime mana veremiyorum
dönüşlerimin çoşkusu
ılık bir sızı gibi kanatıyor düşümü
uykularıma hapsediyorum seni
asit suratlı hayalet gemi
umursamaz sulara mahkum ediyorum
duyarsızlıklarıma asıyorum bayrağını
korsan sabahların
kılıç uçlarına bırakıyorum gölgemi
çekip çekiştiriyorum
kuyruğum kısılmış
yarılmış tırnaklarımla kefenimi...

toprağa düşen her damla
zehire dönüşüyor
tohumlarım çürümeğe terketmiş bedenini
asit bulutları kaplamış
karartılmış gecelerim
diz üstü kapaklanmış gözlerim
yağmur dualarına
yakılmış ağıtlarım var
nasır köklerime yuvalanmış sızılar
tırpanladığım kendi bacağım
dişlediğim umudum
hasata kalkmıyor
küflü başaklar


köyler boşaltılmış
esrarlı sağnak
şehirler sokaklaşmış
in cin top oynuyor
parkelerde iskelet yürüyüşler
açlık çelik ökçe
ses duvarı delinmiş
dönüşe ayak uyduramadığım izler
duvarlarda kurumuş sidik kokusu
meyhanelerin ışıkları sönmüş
barbut atmıyor kaldırımlar
varoşlarla karnı yarılmış
bu koca kent
yaban kokuyor
yaban
yabanı abanı al
uzaklaş hızla bakma gerilere
etleri dökülen koca çınarda
damla sakızı olmaya kaç var

memeleri yırtık
başı kavruk gerdanı sar sarmala
güğümleri bakır yeşili
sabahları uyandır..
uzakları badem gözlü
heykelleri canlandır
ballandır zehir kusan cehennemi
canlandır ölüme yatan gölgemi
sevdalandır yaşama küsmüşlüklerimi
körükle cadı kazanını kaynasın
bu devran böyle sürmeye

dur ceylan bakışlım
seni sevdim demeye getir sözü
dur asi yüzlüm
durdur
dur de
yeter

durulsun
bu hoyratça savruluş
bu tüketiş dizginlensin
oruç yüzlü açlık kemeri kırılsın
iman tahtası çatlasın
imame darı patlağı
bu iki deri üç kemik köpeklik ağulansın
üleştiğimiz şu yal
paylaştığımız bu sofra
böyle bereketli
lezzet sunmaz sonsuza

eğil dinle toprağı
suyun tadını
rüzgarın sesini
güneşin yanık nefesini

topla toparlan
koy önüne fesini
düşün kara gözlüm
karnını deştiğin
tenini tırmıkladığın
dölünü saldığın
balını aldığın
bu kovan
bu torba taşak
söz ve övgü
dua sövgü ile dolmaz

satıp savurduğun
yakıp kavurduğun
iffetini çaldığın
kızlığını aldığın
kirletip atıkladığın
namluya sürdüğün
enerjiye dönüştürdüğün
parçalayıp böldüğün
kybele sana yar olmaz

kork tanrıçaların gazabından
yerin suyun ateşin yelin ahından
azabından
cehenneme çevirip
çevreleme
uzağı gör
yakın devreleme
eveleme
geveleme
develeme
devele
deve
dev
devir eskimiş çitleri
yarını umudla
sal çoşkuyu bayıra
doyur kasığındaki kısrağı
boğayı
haramileme doğayı
harami
haram
hara
har
ha!

Volkan Kemal
Bu şiirsel öykü, doğayı kirleten haramilerin kulağına küpe olarak adaklanmıştır.

 

 




08 Aralık 2009 Salı

Vur Gitsin !





Vur gitsin!

Üzerine antika pul yapıştırılmış
bir zarfa koydum
elimin terini
yüreğimin erini
görülmüştür damgası yemiş
vede
menzilini yitirmiş
yollardayım
tatar arabalarının dingiline gizledim
sözlerimi

yırt
oku beni
gözyaşlarımla suladım dizelerimi

dedi karaları sırlaşmış
yarım asırlaşmış
arlanmış
darlanmış
paklanmış
karakedi

oku beni dedi
ısrarla
okunacak kitaplar sırasına koy beni
ciltlerimi başucu
kapaklarımı ayakucuna yasla
aç sayfa sayfa
diz
önsözü yazılmamışlarla
satır aralarındaki
mavi gizde bul beni
duvarlama sakın
azarlama
gardiyanım olma
kanunlayıp
nizamlayıp
yasaklama beni

toplatma yığın yığın
yakma sayfa sayfa
aratma
soba baca
karartma
kurum
zulüm
takibe uğratma beni..

sevgiden yana yaz
aştan yana oku
sevişmekten yana
kalmasın en gizli koku
utanç duvarlarını yık
ahlak tüccarlarına
madik at
ucuza kapatıp
korsana satma beni

yasakları del
dillerle kardeş
tercüme odalarına
hapsetme beni

oskarı geç
okuyucunu seç
isyan kalpaklı
serdengeç
erleme
derleme
serleme
sersemletme beni

öykülenir
destanlanır
müzelerde hanlanır
külhanlanırım
şahı merdan
argoyla yayılmış
divanım
divane

delişmen sevdalanırım
katar katar
kervanlanır
arafatta
nallanırım
nallanır
allanırım
pullanırım
yare yollanırım
yollanır
yol
yol olmuş halimle
sollanırım....

okuyla bitti son sözü
oku
oku menziline
kilimi
yarine doku

bedelini öde
bedelleş
açıl saçıl
güzelleş
yasaklarla cebelleş

dedi durdu serseri kedi

dizgi makinasından yeni çıkmış
gözlerini
satır başına çevirdi
mürekkebi kurumamış
zarfa ilişti
dudağındaki tadı
zencefilleşti
açıldı
gamzelerinin baharı
saçıldı
gülücüklerlerin
karanfil kokuları
demli çayla yudumlandı
en ince dokuları...

dişiliğine bir peri masalı ekledi

ülkenin birinde
badem dudaklı
kara bir kız yaşarmış
tanrı vergisi rastıklı
dantel işlemeli yastıklı
derme çatma kasnaklı
vede yaşmaklı
bir anası varmış
bağlamış
karakızı
bileğinden demire
tutsaklamış
on emire
bir deli dumrula sevdalanmasın diye

gel zaman
gitsin aman
karakızın bileği çatlatmış kör demiri
soyutlamış emiri
binmiş bir ak kısrağa
kanatlanmış aya
mehtaplaşan yüzüne
destanlaşan sözüne
mistik bir göz eklemiş
sularda aynalaşıp
kendine mest olan
efsaneye dönüşmüş...

işte
o zamandan beri
arzda mahsur kalan
aybaşında dişiler
ödermiş kadınlığın
döllenme bedelini

döllenme
döllen
döl
döl yatağın
kurumasın
kuruma
kuru
kur
kurgula
durma
vurgula
vur gitsin!

Volkan Kemal

Bu şiirsel öykü, yasaklara meydan okuyan, yazan; dünyamızı ve düşlerimizi dölleyen Kybelelere adaklanmıştır.

Kısırlaştırılmamış, erkleşmemişlere merhaba !





06 Aralık 2009 Pazar

Koz değil


 
Koz değil

bir yergi
kırk sevgiyi siler süpürür
ağır ol
batman
sağır ol
sultan
kahır ol
derviş
sansınlar
müridi bol

hafif meşrep
uçarı
kaçarı
taşarı olma dedi
deniz kızı feneri.
ışık ol
güneşlen
aşık ol
sövüşlen
rakıya meze
buz
sofra üstüne tuz ol..

tozol dedi
toz
toprak doyursun gözünü!

fırlattı
attı
yelesinden…

Tutunsam düşeceğim
yıkılsam ayaklarım üstüne
yanılsam yansıyacağım
yanılgılarım üstüne

yanılsamalarımla sürünmesini öğretti
kızıl saç üstüne
ateşimle sönmesini belletti
tenim kanlı yen üstüne

sevdamla hesaplaştım
yüreğim yangın yerinde
asırlık çınarlaştım
yıldırımlar yağar döşüme

düşünsem çıkacağım
düşlerin kerevetine
dağılsam toplanacağım
bölünmüş kesirime
cebir vız gelir
cebrail tırıs
cehennem gül yüzüne
bağ-daş kurmuş
sor-guç
yar-gıç
dal-gıç
der-ya
altında.

Dedi ve daldı
karaları aklamış karakedi
ummana..

aradı derinliklerinde mercan adalarının
kuytu bırakmadı taranmadık
uyku bırakmadı göz göz
kara inciye doğru aktı
sakınmadı
arıtmadı sözünü
yosun tuttu parmakları
süngerleşti elleri
sağrısı sancıdı
havasız
yudumsuz
tuzlaştı
kristalleşti sesi
kırıldı damar damar
dağıldı maviye
darmadağın
dalga dalga
deprem deprem
hind denizine ulaştı

havada ağıt kokusu
köpükte kanlı doru
yas tutar sahilleri
yıllar boyu

çatladı ceviz kabuğu
açlık okyanusu kabardı
yıkıldı bendler
muson rüzgarına sarılmış
isyan dolu suratlar
sallarla açıldı
allı morlu muratlar
vurdu
vurgun sahile
batık kanatlar..

global kabus erken bastırdı
karakuşlar dolaştı
umud yerine
çakallar türedi
kaplanlar yenik düşünce
devlet lülerine..

tamil
adalaştı adalaşalı
görmedi böylesi vahşet
dehşete dönüştü
hayret
hayır kalmadı eteklerinde
cennetin
dualar sustu
ekranlar kan kustu
yanık etlerine bir kez daha tuz bastı
masumiyet..

sığındı binlerce
gölge ordusu
kuşanmış sırtına sefalet
yığıldı sınır kapılarına
sınırsız kefalet
açılmadı kolları
ihtiyar kıt anın
karaderili kardeşiyle
kucaklaşmadı nihayet

toprak ana kudurdu
duyarsızlığına
duyargasızlığına
duyarga
duyar
duy
beni
anlama istersen
bu yara derinde
vur neşteri
arıt irini
kurtar dirini
dirimliğini
dirimlik
dirim
dir
dirhem gam yemem
ölsem
ılgın
yığın
sığınmam
gölgene senin

dedi
karaya vuran tekne parçalarına tutunan
karakedi

köpek balıklarına yem olmadan
savaş gemilerine demir olmadan
mapuslarda kamplarda soyulmadan
göçmenlikle vizeleşmeden
viziteleşmeden
jiletli tellerle sarılmadan
attı kendisini
çölün ortasına
dikenleşip
kaktüsleşti

şimdi her mevsim açan
mora kızıl saçan
ayda tek gece yarısı
mehtabın portakal sarısı
açıp kapanan
karagözdür o
karagöz
gözü kara
sözdür o
deli sebil
özdür o
közdür
köz

koz değil..

Volkan Kemal


Bu öykümsü şiirsellik, Avustralyaya sığınmak isteyen deli yürekli göçmen adaylarına adaklanmıştır. Beyaz işgalcilerin maskesini düşürenlere merhaba !